|
ÇINGIRAKLI MASALCI
Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer fink atarken masalların içinde, ne dışındayken zamanın, ne de içinde, uzak mı uzak, güzel mi güzel bir ülke varmış.
Bu ülkenin insanları mutlu mu mutlu, şenlikli mi şenlikli yaşayıp giderlermiş yüzyıllardır.
İnsanları çalışkan, güler yüzlü ve birbirleriyle barışıkmışlar. Hele çocukları, hele çocukları! Her çocuk bir başka neşe kaynağıymış. İyiliksever ve akıllıymış hepsi...
Bu güzelim ülkenin insanlarının, hele de çocuklarının çok güzel bir alışkanlığı varmış. Masal anlatmayı, masal dinlemeyi ve bu masallardan ders çıkarmayı çok severlermiş.
Eh, böyle bir ülke, böyle insanlar ve en güzeli masalları seven böyle çocukları olan ülkenin masalcıları da olmaz mı? Olur elbet.
Hele bu ülkenin ünlü mü ünlü, tatlı dilli, güzel yüzlü bir masalcısı varmış ki; dillere destan! Bu masalcı masal anlatmaya başladı mı, çıt çıkmazmış dinleyenlerden. Soluksuz dinlerlermiş masalcının anlattığı o gizemli masalları.
Sırtında heybesi, heybesinde yol azığı ve masal kitaplarıyla köy köy dolanırmış masalcı. Heybesinde taşıdığı çıngırağını da köye girer girmez çalmaya başlar, "Masalcııı!" diye bağırırmış. Çıngırağı duyan toplanırmış yanına, yöresine. Bu sebepten ona; Çıngıraklı Masalcı dermiş insanlar.
Çıngıraklı Masalcı da hoşnutmuş yaşamından. Gittiği köylerde kendisini konuk etmek için yarışırmış insanlar. Evinin salonu en geniş olan kazanırmış onu konuk etme yarışını çoğu kez. Öyle ya, akşam olunca köylüler o evin o geniş salonunda toplanacaklar ve Çıngıraklı Masalcı'nın o güzelim masallarını dinleyeceklerdir.
Böyle akşamlar şölen havası yaşatırmış köyde. İnsanlar akşamı zor eder, hayvanlarını bağlar, yemlerini verir, tavukları kümese koyar, yapılması gereken işleri tatlı bir acelecilikle yapar, akşam yemeklerini yer yemez de Çıngıraklı Masalcı'nın konuk edildiği evde alırlarmış soluğu.
Çıngıraklı Masalcı, salonu dolduran insanları, özellikle de çocukları sevgiyle seyreder, onlara güzel sözler söylermiş. Bu ak sakallı tatlı sesli masalcıyı gözünü kırpmadan dinlermiş insanlar.
Neler anlatmazmış ki masalcı! Kaf Dağlarını aşarlar, altın saraylara girerler, en zorlu cenkleri yapıp düşmanı kovalarlar, en güleç yüzlü prensesleri en yakışıklı prenslerle evlendirirler, iyilerin yengisiyle biten masallardan tatlı bir heyecanla çıkarlarmış hep birlikte.
Hele bazen de "Dedem Korkut Hikayeleri" anlatırmış ki Çıngıraklı Masalcı, ağızlarının suyu akarmış dinleyenlerin. Masal bitip de, "Dedem Korkut soy soyladı, boy boyladı..." demez mi, uçup giden kuşlar gibi özgür, ilk adımını atan çocuk kadar mutlu olurlarmış.
Ya çocuklar, o peri masallarını dinledikçe coşarlar, Kırk Haramiler'le çarpışıp, kötüleri bozguna uğratırlar, Sindirella'yla üzülürlermiş...
En çok da çocuklar beklerlermiş Çıngıraklı Masalcı'nın yolunu. Hele o uzun kış akşamlarında, ocak közünün üzerinde kavrulan kestanelerin, teneke tavalarda patlatılan mısırların kokusu yayılmaz mı her yana, bir hoş olurmuş hepsinin yürecikleri...
Gün olmuş devran dönmüş. Dünya değişmiş, köyler gelişmiş. Yollar yapılmış açılıp dağlar, taşlar. Sular getirilmiş döşenip toprağa borular. Hele bir de elektrik gelmiş ki, aydınlanmış köylerin karanlık yüzü. Evlere su soğutucu dolaplar, elektrikli fırınlar, çamaşır yıkayan makineler alınmış... Bir de televizyonlar!
Ah o televizyonlar... İçinde insanların konuştuğu, çizgi hayvanların birbirini kovaladığı, akşamları herkesi karşısına toplayıp mıhlayan televizyonlar... İnsanlar merakla akşamı bekler, televizyonu açacakları saati bekler olmuşlar. Bir de çocuklar! Şaşırıp kalmışlar televizyonun hünerlerine. Düğmeye basıyorsun, her şey karşında. Bakıp bakıp gülerlermiş yalnızca. Öyle ki, televizyona bakmaktan konuşmayı unutur olmuşlar zamanla. Saatlerce televizyona bakarlar, birbirleriyle tek sözcük konuşmazlarmış çoğu kez. Büyük küçüğü sevmez, küçük büyüğü saymaz olmuş televizyona bakarken.
Çıngıraklı Masalcı çok üzülmüş bu duruma. Artık, bir köye girdiğinde, çıngırağını ne kadar çalarsa çalsın, duyuramıyormuş kimseye. Sessizce köy odasına gidip, orada konaklıyor, kendi başına aç susuz yatıp, yarısı sabahı bekliyormuş. Sabah da köyden çıktığını kimse görmüyormuş.
Çıngıraklı Masalcı, "Elektrik iyi bir buluş. Kim icat ettiyse sağ olsun. Ancak, doğru kullanılmayınca neye yarar ki bu icat. Televizyon esir edecekse insanları, unutturacaksa konuşmayı, neye yarar ki? Soru sormayınca, çay kahve ikram edip, hal hatır sormayınca ne yapayım ben insanı esir eden bu aleti..." diye düşünüyormuş. Üzüntüsünden ağladığı bile oluyormuş.
Gel zaman git zaman, masalları unutmuş çocuklar. Birbirleriyle oyun oynamayı, misket yuvarlamayı, saklambaç oynamayı, şakalaşmayı bile unutmuş çocuklar. Hiçbirisinin aklına Çıngıraklı Masalcı gelmemiş. Varsa yoksa televizyon. Derslerine bile zoraki çalışır olmuşlar. Televizyon seyretmekten ödevlerini unutur, dişlerini fırçalamayı, ayaklarını yıkamayı unutur olmuşlar. Ne düzen kalmış köylerde, ne de neşe...
Çıngıraklı Masalcı ümitle köyleri dolaşıp, eski güzel günlerin özlemiyle çırpınırken, bir gün büyük bir fırtına kopmuş. Öyle bir fırtına ki, saatlerce esip püsmüş. Yerdekini göğe, göktekini yere çarpmış. Dal budak, ağaç direk... ne bulduysa yıkıp geçmiş. Evlerin çatıları uçmuş, otluklar yıkılmış. Öyle ki, tam bir felaketin eşiğine geldiklerindeyse kesilivermiş birden. O an kara bulutlar kaplamış göğü. Bir yağmur başlamış ki, bardaktan boşanırcasına, tavuk, kedi, köpek kaçacak bir karaltı aramış.
Tam sel geliyor, şimdi ortalık allak bullak olacak derken, yavaşlamış yağmur... Doğa durulmuş, güneş açmış. Açmış ya, olanlar da olmuş. Elektrikler kesilmiş. Barajlardan köylere elektrik taşıyan direkler yıkılmış, teller kopmuş. Çoğu yerde de yollar kaymış.
Akşam olduğunda kalakalmış herkes cascavlak. Kandilleri, lambaları yakmışlar ya ne yapacaklarını bilememişler. Televizyonların düğmelerine basmışlar alışkanlıkla. Birden elektriğin yokluğunun acısını duyumsamışlar. Öyle ya, bu gece sabah olur muydu. Konuşmayı da azaltmışlardı epeydir iyiden iyiye. Ya çocuklar, akşamın karanlığında bakıp kalmışlar ak camın yüzüne. Elleri kitaplarına varmamış. Oyun bile oynayamamışlar birbiriyle.
O geceyi zar zor geçirmişler. Sabah olmuş. Şehirden gelen haber acıymış. Elektriğin yeniden gelmesi haftalar sürebilirmiş. Herkes başının çaresine baksınmış...
Sudan çıkmış balığa dönmüşler bunları duyunca. Nasıl geçecekti zamanları...
Gün öğle olup ikindiye devrilmiş. Moralsiz, neşesiz akşama uzanırken zaman, köyün dışından ince bir çıngırak sesi duyulur olmuş. Gittikçe yaklaşan çıngırak sesi, köylülerin yüreğini hoplatmış. Evlerden sokaklara fırlamışlar sevinçle. Çocuklar; "Çıngıraklı Masalcı geliyor, Çıngıraklı Masalcı geliyor!" diye bağırmışlar.
Köyün girişinde karşılamışlar Çıngıraklı Masalcı dedeyi. Sarmışlar çevresini. Meğer ne çok özlemişler konuşmayı. Meğer ne çok özlemişler masalları. Hep bir ağızdan sorar olmuşlar sorularını. Sesleri ta köyün öbür ucundan duyulur olmuş. Sarılıp eteklerine Çıngıraklı Masalcı'nın getirmişler köyün orta yerine. Bir ateş yakmışlar ki, alevleri adam boyu. Her biri evlerinden getirdikleri minderleri sermişler yerlere. Ayran çalkalayıp, bulgur kaynatmış kadınlar. En güzel börekleri pişirmişler ocak ateşinde. Bir güzel koku kaplamış köyü. Şenlik yüreklerinden ellerine yansımış, alkış olmuş.
Çıngıraklı Masalcı en güzel masallarını anlatmış o gece. Eski üzüntüsünden eser kalmamış. Neşelendikçe anlatmış, anlattıkça neşelenmiş. Köyün insanları eski sevecen ve güler yüzlü hallerine geri dönmüşler böylece.
Eskiden her köyde en çok iki akşam kalan Çıngıraklı Masalcı'yı, hafta dolmasına karşın bırakmamışlar. Çıngıraklı Masalcı; "Sağ olun dostlar. Konukseverliğinize teşekkür ederim. Ancak, beni diğer köyler de bekler. Gitmem gerek!" demiş. "Yalnız gitmeden size bir sözüm var, beni iyi dinleyin!" demiş. "Elektrik elbette iyi bir buluş. Ondan en iyi şekilde yararlanmak gerek. Ancak, her buluşun bir güzel yanı olduğu gibi, akılcı kullanılmazsa kötü yanları da vardır. Televizyondan bilgilenmek için yararlanırsanız yararlıdır. Ancak, olur olmaz her şeyi izlemeye kalkar, kendinizi ona tutsak ederseniz bu size zarardır. Bunu bilin. Masallarınıza, geleneklerinize sırt çevirmeyin. Benden size öğüt budur!" demiş ve çantasını omuzlayıp gitmiş.
Köylüler, bilinçsizce alışkanlık edindikleri televizyon hastalığının farkına varmışlar böylece. Ondan sonra da gerektiği kadar bakar olmuşlar televizyona. Çıngıraklı Masalcı'nın çıngırağını duyunca gene eskisi gibi fırlamışlar sokağa. Masalların güzelliğinden ve öğreticiliğinden yararlanmayı sürdürmüşler.
* * * * *
|