mkirnapci.sitemynet.com
Anasayfa Öyküler Mevlüt Kırnapçı Anılar / Değiniler Şiirler

Anılar / Değiniler

SİYAH ÖNLÜK, BEYAZ YAKA VE ÇAM AĞAÇLARI...

ben_ilkokuldaki_s_n_f_mla.jpg

Yıllar mı çabuk geçti, bizler mi çabuk yaşlandık yoksa her şey yolunda gidiyor da biz mi ayırdında olamıyoruz? Açıkçası bilemiyorum.

Bu fotoğraf, 1969 ya da 1970 yılında çekilmiş olmalı. Fotoğrafın üzerine bir tarih düşmemişim. Bu fotoğrafın gelecekte benim için ne denli değerli olacağını aklım kesmiş olsaydı, belki tarih dışında başka şeyler de yazardım. Neyse...

Önümüzde, çimenlere uzanarak poz veren öğretmenimiz; İsmail Çetin. Aramıza sıralanmış öğretmenler de stajyer öğretmenlerimiz. Şu an belleğimde bulanık bir anı olmanın dışında onlara ilişkin kimlik bilgilerini anımsamıyorum. Öğretmenimizi de birkaç yıl önce kaybettik.

Bu sınıfta okuyup da, eğitim öğretimini sürdürebilen birkaç kişi var. Bunlardan birisi de, öğretmenimizin oğlu ve arkadaşım; Saffet Çetin. Onunla meslektaş olduk. Ancak, o şimdi müfettiş. Daha da ilginç olansa, Saffet'in birkaç kez beni de teftiş etmesidir. Elbette bu teftişler, sıcak bir dostlukla söyleşi şeklinde olmuştur. Saffet dostumu sevgiyle selamlarım.

Bu sınıftan olup da şu an yaşamdan göçmüş olanlar var. Yıllar ilerledikçe de bu sayı artıyor. Bizim bireysel tarihimizden önemli bir ayrıntı olan bu fotoğrafın, sınıf arkadaşlarımın çoğunda olmadığını düşünüyorum. Umarım bu siteyi bir şekilde izlerler de bu fotoğrafı edinirler.

Siyah önlük, beyaz yaka ve çam ağaçları. Aslında bu "Çam ağaçları" tanımlaması yerine; "Yoksulluğumuz" yazacaktım ya elim varmadı. Yoksulluğu yaşayan yalnızca bizler olmadığımızdan özelleştirmek istemedim.

.................................

ACABA BU İRANLI DOSTLARIM ŞİMDİ NEREDEDİRLER?

almanya_geydern_1976__ranl_larla.jpg

Geldern şehrinde, yürüyüşteyiz. Yanımdakiler, İranlı Feri ve onun küçük amcası Nadir. Çocuk arabasındaki de benim yeğenim. Hep birlikte ormanlık bir alanda yürüyüşe çıktık ve böğürtlem topladık...

O fotoğraf çekildikten bir yıl sonra Irak-İran savaşı çıktı. Ve eğer yanılmıyorsam bu savaş sekiz yıl sürdü. Özellikle Nadir'in yaşayıp yaşamadığını merak ediyorum. Çünkü, o da benim gibi yaz dinlencesinde ağabeyinin yanına gelmişti İran'dan. Yani, o yaz, benim gibi o da ülkesine döndü.

Uzun bir filmin küçük bir ayrıntısı kadar hızlı ancak belleğimde silinmez bir iz bırakarak geçen o günlerin bende anısı büyüktür.

Düşünüyorum da... İkinci Dünya Savaşı sonrasında yerle bir olan Almanya toprakları, ne çok ulustan ne çok farklı insanın ortak yazgısına anayurtluk etmiş. Yugoslavlar, İranlılar, Türkler, Yunanlılar, İtalyanlar hatta Koreliler... Bugün ülkeden atılması hak görülen bu insanlar, Almanya'yı Almanya eden temel unsurlar olmuşlardır.

Ey Almanya... Bir gün sana geleceğim ve uzun zaman birlikte olacağız

.....................................

KARAKIŞ BİZE YAKIŞMIŞ!

ben___brahim__zalp_ve_sadullah_berber__aycuma_lisesinde.jpg

Yıl; 1978. Yer; Çaycuma Lisesinin üst yanındaki yamaç. Yani; Topbaşı. Mevsim; kış! Lise son sınıftayız. Yanımdakiler; İbrahim Özalp ve Sadullah Berber. Kolkolayız... Bıçkın ve neşeli...

Bu fotoğrafın renklerindeki bulanıklık, o yıllarda renkli fotoğraf teknolojisine yeni geçilmiş olmasıyla, istenilen renk canlılığının henüz yakalanamayışıdır.

Okul aşağıda. Biz yukarı doğru yürüyoruz. Çünkü, öğlenciyiz ve derslerin başlamasına daha var. Karda yürüyeceğiz, kartopu oynayacağı, Çaycuma'ya yukarıdan bakacağız... Ne güzel değil mi?

Şimdi o alan evlerle dolu ve oralarda öyle elini kolunu sallayarak gezmek pek de içinden gelmiyor insanın.

Ben öğretmen oldum. İbrahim, SEKA'da çalıştı... Sadullah'sa, muhtar oldu. Oysa, okul müdürü bize diş biler ve yargısını bağırarak söylerdi; "Ulan sizden bir bok olmaz!" Ben de diyorum ki; "En bir bok olmayanımız muhtar oldu. Gördün mü?"

Kar yağacak... Güneş yalancıktan ısıtacak! Üşüyeceğiz. Günler geçecek. Bizler yok olacağız. Bu fotoğraf kalacak.

.....................................................

Burdur Eğitim Enstitüsü 1981 ya da 1982 Mehmet Akif Ersoy İlkokulunda yaptığımız staj sonrası pidecide

burdur_e_itim_enstit_s__1981_yada_1982_mehmet_akif_ersoy__lkokulunda_yapt___m_z_staj_sonras__pidecide.jpg

İspartalı; Gürsel, Muğlalı; Hüseyin, Afyonlu; Şükrü ve ben... Başlıktan daanlayacağınız gibi yer; Burdur. Öğretmenliğe giden yolumuzun hemen başlarındayız... Mehmet Akif Ersoy İlkokulundaki staj günlerimizin sonunda, okul öğretmenleri bize teşekkür ve veda yemeği veriyorlar. Yani, pide ısmarlıyorlar. Bardaklardaki beyazlık rakı değil, ayran. Hem de rakı sanılsın diye özel olarak sulandırdığımız ayran.

Şükrü abinin bir trafik kazası sonucunda yaşamını yitirdiğini öğrendim. Hüseyin'le halen görüşüyoruz. Gürsel'dense o yıllardan sonra herhangi bir haber alamadım.

12 Eylül darbesinin hemen ardından yeniden başlayan öğrencilik yıllarımızın güzel bir anısı olarak o yılları anımsıyorum. Hayır! Yanlış anlaşılmasın. O yıllar güzel değildi elbette. Öylesine çalkantılı günlerdi ki hepimizi çelikleyen bir sınama tahtasına dönüştüren o yıllardaki dostluğumuzdur güzel olan.

Şükrü ağabeyin anısı önünde saygıyla eğiliyor, diğer dostlarımı da sevgiyle selamlıyorum.

...........................................................

BEYLER! LÜTFEN CİDDİ OLALIM BİRAZ!

_aycuma_lisesi_1977_mezunlar_.jpg

Evet... Her konuşmamızda bir tarih karmaşası yaşasak da bu fotoğrafın 1977 yılına ait olduğunu söyleriz. Sahi; biz 1977 yılında mı yoksa 1978 yılında mı mezun olduk?

Ulan! Neyse ne! Ne önemi var? Önemli olan, bizler, adıyla, şanıyla; "78'liler"iz! Bu yeter bize.

Ne demek bu "78'li" olmak? Efendim şu demek... Onurlu ve kişilikli bir siyasal duruş. Devrimden yana olmak. Sosyalist olmak ve sosyalizm için savaşım vermek. Çağdaş bir eğitimi savunmak. Demokrasi için uğraşmak. Adam olmak. Adam olmak. Adam olmak. Bu adam olmanın ne demek olduğunu, şimdilerde adam kılığında dolaşan zübükleri gördükçe daha iyi anlıyoruz. Meğer, bizler ne çok boyumuzdan büyük sözler etmişiz. İyi ki etmişiz. Bu sözlerimizle gurur duyuyoruz. Şimdilerde bu sözlerin ne kadar doğru sözler olduğunu daha iyi anlıyoruz...

Bu fotoğrafı iyi ki çekmişiz. Her kim akıl ettiyse onu alnından öpüyorum. Bu fotoğrafı çeken sevgili arkadaşımız Arslan Kıncı, ne yazık ki fotoğrafın içinde kendisi yok.

Çaycuma Lisesi tarihinin en uçarı sınıflarından birisi olduğu kesin olan bu sınıfın üyesi olan tüm arkadaşlarımı sevgi ve dostlukla kucaklıyorum. Bu fotoğrafa ulaşanlar beni ararsa çok sevineceğim.

................................................................

Adaş M. Kırnapçı ile Amasra'da 25 Temmuz 2003

ada__m._k_rnap___ile_amasra_da_25_temmuz_2003.jpg

Bilir misiniz, bizim köyde benim dışımda üç tane daha Mevlüt Kırnapçı vardır. Bu bir şans mı yoksa şansızlık mı bilemiyorum ya, kimi zaman ilginç rastlantılara da neden oluyor bu.

Örneğin, radyo programcılığı yaptığım dönemlerde, istek programını arayan adaşlardan birisi, "Mevlüt Kırnapçı'dan, sevgilisi filancaya..." diye tümce kurunca, bizim arkadaş şöyle yanıtlıyor; "O! Hocam, ayıp olmuyor mu?" Sonra işi anlıyorsa da bu bizim için ilginç bir anı oldu ve hep gülüştük...

Yandaki fotoğrafta gördüğünüz adaşım Almanya'da yaşıyor ve kendisiyle ailecek görüşürüz. Yaz dinlencelerinde birlikte gezer tozarız.

Fotoğrafta gördüğünüz yeri tanıdığınızı sanıyorum. Evet! Yanılmadınız; Amasra. O gün ailecek Amasra'da gezip tozduk, balık yiyip soğuk bira içtik.

2007'nin Şubat ayında yaptığımız Almanya gezisinde de bizi konuk edip, çok iyi bir ev sahipliği örneği gösteren adaşımı sevgi ve dostlukla anıyorum.

Bu fotoğraftaki sakallarıma gelince... Birkaç yılda bir yaz dinlencesinde sakal bırakır, bir süre öyle gezerim. Tam sakallarıma kendim ve çevrem alışmaya başlayınca da kesip, normal görüntüme dönerim. Acaba, emekli olunca sakal bırakıp hep öyle mi gezerim; bilemiyorum.

...................................................................

İnsan gibi bir insan, has bir emekçiydi o! Namı diğer; Sarı'yı, yani; İsmail Türkdoğmuş'u hiçbir zaman unutmayacağım!

_smail_t_rkdo_mu_.jpg

Güzel bir güz günü, kahvehanesinin kapısından girdiğimizde, gülen gözleriyle yapmacık bir sertlikle bakıp, sordu; "O ünlü öğretmen sen misin?" Aynı davranış şekliyle yanıtladım; "Evet! Yoksa senin için bir sakıncası mı var?!" Kahkahalarla gülüp kucaklaştık...

Onunla ilk tanışmam aynen yukarıdaki gibi oldu. İsmail Ağabey, sözcüğün tam anlamıyla adam gibi bir adam, yani, insanın hasıydı... Hasıydı diyorum çünkü, artık o yaşamıyor.

12 Eylül darbesinin en zor günlerinde muhtar olarak köyünü yönetmiş ve köyünden kimseyi zor duruma düşürmemiş. Bunun ne anlamı var demeyin. Çok anlamı var. Biz o dönemlerde ne muhtarlar tanıdık. "Başefendi!" dedikçe fır dönerlerdi uzman çavuşların çevresinde.

İsmail Türkdoğmuş, Sakarya ili, Taraklı ilçesine bağlı Hacıyakup Köyündendir. Ben de onu o köyde görev yaptığım dönemde tanıdım. Namı; "Sarı" olarak geçerdi. Sarı deyince korkardı karşıtları. Haksızlıklara asla boyun eğmez, gerekirse yumruk yumruğa kavga ederdi. Böyle bir adamdı o.

İsmail Ağabeyle çok iyi anlaştık. siyasal gelişmeler konusunda çok zaman görüşlerimizi sorup, birlikte hareket ettik.

Hastalandığını duyduğumuzda otobüse atlayıp Adapazarı Devlet Hastanesine gittik. O dağ gibi adamın eriyip yok olduğunu görmek bizi yıkmıştı. Bize o halde görünmek onu da üzmüş olmalı ki çok hüzünlü bir görüşme oldu o gün...

Hastaneden evine gönderildiğinde yapılacak pek de bir şey kalmamıştı. Zonguldak'a atanmam yapılıp, köyden ayrılacağım gün yanına çıkıp, vedalaştım. Elbette ki çok dramatik bir vedalaşma oldu. Gözlerimdeki buğulanmayı, sesimdeki titremeyi görünce o da üzüldü ancak belli etmedi ve ayrılırken şu güzel sözü söyledi; "Bana bak delikanlı. Sen Galatasaraylısın! Galatasaraylılara ağlamak yakışmaz! Sağlam dur, sağlam!" Arkama bakmadan merdivenleri indim.

Bilmem söylememe gerek var mı? İsmail Ağabey, çok iyi bir Galatasaray taraftarıydı. İsmail Ağabeyin ölüm haberini kısa bir zaman sonra aldım. İçim burkuldu. Ağladım...

Sevgili ağabeyimi sevgi ve özlemle anıyor, anısı önünde eğiliyorum.

.........................................................