mkirnapci.sitemynet.com
Anasayfa Öyküler Mevlüt Kırnapçı Anılar / Değiniler Şiirler

Şiirler

benli şiirler

VIII.
suyu bardakta değil çeşmede düşlemek güzeldir
cevizi tabakta değil dalda devşirmek güzeldir
yürümek hep yürümek kırlarda güzeldir
sırtüstü yatıp çimenlere gökteki yıldızları saymak
paylaşmak ekmeği kırıp ortasından paylaşmak
gülmek tek başına değil hep birlikte gülmek

aşağıdan bir ses gelir ağıt mı desem çığlık mı
aşağıdan gelir ve tam yüreğimin üzerine oturur
tıkanır boğazıma yutkunamam ölüm beri gel
kurda kuşa yem olan gençliğimi ararım
kahır çevirir damarlarımı tıkanıp kalır sevi
çocukların gözlerinden güç alır tutunur elim

suyu diyorum suyu bardakta değil çeşmede
üzümü dalında kızları köy düğününde yolda
ölümü diyorum ölümü yatakta değil işlikte
şiir diyorum şiir tınısında sesimizin kitaplar
sonra paylaşmak diyorum paylaşmak biz
anlıyorsunuz değil mi sosyalizm diyorum

21 Temmuz 2007
......................

benli şiirler

IX.
ateşti tanrıydı yalımları yakardı
kelebekler uçuştu yaktı kanatlarını
öldü ölümünden anka kuşu canlandı
şiire bulanmış bir düşlem bırakıp
toprağa karıştı emeğin savaşımcıları

ölüm uzak değildi şuracıktaydı
yaşam uzaktı güzel günler gelecekti
ekmek kokusu yayılacaktı fırınlardan
tarlalar dolusu buğday devşirip
sütü sağacaktık sabah alacasında

dereler dolusu suyduk
deryalar dolusu balık
güz akşamlarının turnası olduk
karlı günlerin yaban ördeği
alçakça pusularda telef olduk

camlar sırladık çelik döktük
renkler dizdik tablolara
yakım yakılıp türküleştik
sözcük taşıdık şiire
güneşe yürüdük

biliyorum
açılacak kapılar dağılacağız
sandıklar dolusu öyküler yayılacak
kör kuyulardan besleyeceğiz umudu
yol uzayıp gidecek katar olup dizileceğiz

beni arayacaksınız kalabalıkta koşacaksınız
benli şiirlerin sonuncusunu yazacağım
gözleriniz dolacak ağlayacaksınız...

26 Temmuz 2007
........................

benli şiirler

X.
bu halk yürür
yürür karanlığa bilmeden
kendini sınar ateşlerde

kente yaban durur köye uzak
açar kapıları yatar kuşkulu
bir buğulu göz düşürür özüne
söver ağız dolusu delice küser
koparıp atar bağrından sevdiğini
dalı keser ağacı budar tomurur

bu halk üşür
üşür soğuğu duymadan
direnci sınar karakışta

oğul okutur kız hele şöyle dursun
kravata saygılıdır ayağında çizmesi
ayran olur bardağa dolar beyazdır
bıçak tanımaz ekmek olur avuçlar
söyledi mi sözünü sebil eder alana
sustu mu açık kapı bırakmaz ölene

bu halk ölür
ölür nedenini bilmeden
kendini atar siperlere

sonra yurt der yurtsamaz toprağını
sonra emek der toplamaz elini ayağını
sonra kendini düşürür arsızın yamacına
deniz olur yaşar kemal olur sonra bedrettin
sonra sabahı edemez dolanır sokaklarda
dolanır arar neyi aradığını bilmeden

bu halk bilir
bilir el yordamıyla
kendini koyar vitrine

ölümler zulümler tarihine sürülür
sürgün yaşar yurdunda kıyı kenar
bu gemi bu limana uzak
sonrası bilinmez yollara düzülür
bir kendini görür aynada
bir de soğuk sular dökünür

27 Temmuz 2007

(Yaba Edebiyat Dergisi, Sayı: 49 Kasım/Aralık 2007)

.....................................

benli şiirler

XI.
gözlerinde ay ışığı vardı
sıcak çay tütüyordu sesinde
gözlerine yağmur bulutu düştüğünde
titrerdi dudakların üzülürdün

ay oğul sen ne insansın
dağ çiçekleri tutunur ellerine
ateşleri söndürür yüreğin ay oğul
güz eriği dallarda eğilir
yükselir bir serçe maviliklere
sen bakarsın ay oğul

uykuna yorgan olurdu kitaplar
soluğunu bilmek yeter artardı
ekmeği kutsayan inceliğe
iz düşürürdü sözlerin
ay oğul kırık bir daldın
avuçlarıma düşerdi acın

bir ateş düştü sıcağın ortasına
bir ateş kırdı dermanımı
ay oğul kısa biçtiler yalanı
dar zamanlara dar oldu sevdan
gideceğini bilemedik ay oğul

seni yazmak ne zordur ay oğul
çırpınan dalgalar gibiydin hep
uzak evlerin uzak köşelerinde
bir garip bacaydı varlığın
duman tütmez oldu ay oğul
yüreğe düşen kordan...

açlığımı bilemiyorum oğul
üşüdüğümü sevindiğimi
uzadıkça uzuyor geceler
susuyorum hep ay oğul
susuyorum...

28 Temmuz 2007
............................

benli şiirler

XII.
a.
çınar yaprakları düşer toprağa
karınca ne küçük ne küçük
ter yağmur damlalarını sürükler
çizgi çekilir emir komutaya

sonracığıma efendim toprak dediğin öyle ayaküstü konuşulacak denli bir söz yığını değildir açmalıdır kol gücünün kapılarını ekleyip aklın çizgisine attığın adımın hesabını verebilmelidir emek kasalar dolusu ürüne dönüşüp çekilmelidir pazara gelmelidir sofraya ki içinden ırmaklar akmalıdır sevincin sisli sabahlarda dürülmelidir uykunun defteri çakılmalıdır toprağın bağrına yürek silinmelidir sömürünün kalelerindeki lekeler...
deyip yürümelidir

b.
çınar gölgesinde yenir öğlen yemeği
ayağında çizme aylardan temmuz
ter kokusuna karışır ekmeğin kokusu
bu bir devrimin öyküsüdür

sonracığıma toprakla buluşturan bilincin örsünde çekiç olmuş inanç olmuş atıp emirlerinizi taş duvarların ardına yürümüşüzdür bu yürümek kendini acıyla sınamanın üç kuruş avuç boşluğuna fiske atıp yalnız dik adam gibi yürümenin çağıltısıdır fırça demire boya taşır demir tarlaya katık olur katık kendini aratır ikindilerde günler güz çekinceli göçmen kuşları gönderir yeni ilkyazlar çağırır alnının yamacına meta yasasını koyar yol biter...
sil baştan olur

c.
çınarlar uzakta kalır yenilir savaşçı
yönünü insana döner çocuklar tortop
üleşir gözlerin gülüşü emeğin sevisini
çığlıklar yorar acını katlayarak serinde

demem o ki ayaklarımı sürtmeden yürürüm saçımın akına taşırım güzel günlerin beyaz bulutlu mavi göğünü sesinden türküler yakarım çocukların çeşmeler akıtırım susuzluğun üzerine temiz yataklar sererim uykunun koygun yerine mayısta ağulu çiçekler açarım dağ başlarında dostlar çoğaltırım düşmanlıklar bileğilerim kendimi yorarım eşiklerde...
sürüklerim yaşamı

demem o ki
buradayım...

29 Temmuz 2007

.................................

benli şiirler

XIII.
sevinci kursakta bırakan sevdalardı yaşadığım
bir bendim dağları yürürken kendime yoldaşım
yaprağı dalında bir meşeydi şiirime katık
tüten bacaları düşleyerek bandım ekmeği suya

çizmelerimden içeri sızan yoksulluğumdu
kömür adamdı babam yenik savaşçı
ekin tarlalarından türkülerle gelirdi eve
süzülürdü güz yağmurları benli öykülerime

kömür kentin sokaklarına dar geldi sesimiz
gemiler gelmeli gitmeli uçaklar yol uzun
kendimizi kırlara atmalıydık 1 mayıs'larda
karanfili kanatıyorduk yüreğimizde hep

kendimi buldum açıldım denizlere yol uzun
rüzgar hiç dinmedi dalgalar boyuma vardı
attığım kulaçlar gözlerini oydu karanlığın
parmaklarım ah o parmaklarım kalem sevdası

güz yağmuru düşer tenor bir ses olurum
kendimi yoldaş eylerim emeğin tutsaklığına
toprağın kokusu gelir dayanır burnuma
bir coşkulu senfoni olur yaşamın özeti

31 Temmuz 2007
.........................................

(Değerli site izleyicisi dostlar,

"benli şiirler" başlığıyla çalıştığım şiir dizisinin ikinci bölüm şiirlerini bu sayfaya aldım.

Sevgi ve dostlukla, şiirli günler dilerim.

Mevlüt Kırnapçı)